Sene 2000 olsa gerek. O sene liseye giriş sınavına gireceğim. Rahmetli babam dedi ki "Sınavından iyi bir sonuç al, ben de sana ödül olarak Playstation alacağım". Ömrüm boyunca oyuncu bir adam olarak bu söz resmen aklımı almıştı, keza PS1 o dönemler piyasayı kasıp kavuran bir rüya konsoldu. Ben de Playstation hayalleriyle bütün sene boyunca çok çalıştım. Sınavım da gayet güzel geçti, ama oldum olası sınavdan çıktıktan sonra asla cevaplarımı kontrol etmem. O yüzden yaz sonuna doğru sonuçların açıklanacağı zamanı beklemeye başladım.
Aynı yaz bir Temmuz akşamı sokakta oynuyordum. Birden babam bana evin balkonundan seslendi kızgın bir şekilde "Emre çabuk eve gel bakayım" diye. Eyvah dedim, kesin sonuçlar erken açıklandı ve ben çok kötü bir puan aldım. Korku içinde eve geldim ve babam aynı kızgınlıkla salona geçmemi söyledi.
Fakat bir de ne göreyim, salonunda ortasında cillop gibi bir Playstation! O an resmen sevinçten çıldırarak babamın kucağına zıpladım (gerçek anlamda). Sonuçlar falan da açıklanmamıştı halbuki, babam kızgın numarası yaparak beni kandırmıştı sadece. Samimi söylüyorum, o gün kadar mutlu olduğum çok az gün vardır hayatımda.
Ama en önemlisi de neydi biliyor musunuz? Babam bana çok güzel bir ders vermişti. Zira bütün sene boyunca çok çalıştığımı görmüş ve sonuçları beklemeden sözünü tutmuştu. Yani sonucu değil, emeği ödüllendirmişti. Ben de o gün bugündür hayatta hiç bir olaya sonuç odaklı yaklaşmam, beni tanıyanlar iyi bilirler.
Sözün özü, size anlamsız görünse de küçük şeylerle çocuklarınızı mutlu edin. O küçük iyilikler çocukluğunuz, hatta hayatınız üzerinde kalıcı izler bırakabiliyor çünkü. Sonucu değil, gayreti, emeği, niyeti ödüllendirin. Gerisi kendiliğinden geliyor zaten.
Ha sınav mı ne oldu? Gerçekten de çok iyi bir puan alıp Bursa'nın en iyi liselerinden birine gittim. Oyunlar okul başarısı üzerinde olumlu etki bırakabiliyormuş demek ki
