1999’un kış ayları olmalı sanırım, o sıralar Bursa’da oturuyoruz. Daha FIFA 2000 de yeni çıkmış piyasaya falan. Evde henüz bilgisayarım yok ama FIFA 2000’in hastasıyım, abim internet kafeye götürürse zevkle oynuyorum. Hala da en favori FIFA’m 2000’dir benim zaten. Herneyse, işte böyle bir akşam, saat 9-10 suları abim dedi gel internet kafeye gidelim, FIFA oynarız. Atladım ben de tabi, hem kafe de evin direkt karşısı. Annemlerden de izin alınca sevine sevine gittik tabi.
Kafeye gelince derhal FIFA’yı açtık abimle, hatta ana menüdeki müziğin sesini de sonuna kadar kökledik. Liseliler bilmez,
Robbie Williams’ın oyun için hazırladığı efsane It’s Only Us çalıyor bangır bangır. Abim turnuva ayarlıyor, gruptaki kolay maçları ya da farkı çok açtığı zaman bana veriyor klavyeyi, aynı masa da oturuyoruz ne de olsa. Ama neşemiz, keyfimiz tarif bile edilemez.
Derken internet kafenin önüne bir polis minibüsü yaklaşıyor. Mavi-kırmızı ışıklar, kapıda iki tane bildiğin makineli silah taşıyan iki polis falan. N’oluyor lan moduna giriyoruz direkt? Sanki kafede bir saatlik oyun açtırmaya gelmedik de uyuşturucu satmaya geldik. Girişte nöbet tutan silahlı polislerin arasından başka bir polis içeri giriyor ve başlıyor mekândaki herkesin yaşını sorup kimliklerini kontrol etmeye. Meğer 15 yaşından küçüklerin belirli bir saatten sonra yanında büyükleri bile olsa internet kafeye girmeleri yasakmış. Gerçi bilmiyorum şu an böyle bir kural var mı? Aynı şekilde benim ve abimin yanına gelip “Kaç yaşındasın sen?” diye soruyor.
“12 yaşındayım” diye cevap veriyorum. Şimdi buradan bakınca Ozan Güven’le kavga eden genç muhabir gibi hissettim kendimi.
Yaşımı öğrenince kimliğimi göstermemi istiyor. Lan internet kafeye gelmiş bezelye kadar bir adamım ne kimliği? Evde olduğunu söyleyince de “Alın gelin kimliğinizi, karakola kadar gidip ifade vereceksiniz” diyor polis.
Abim şaşkınlık içinde bir koşu kimliğimi alıp geliyor. Ben ve benim gibi yaşı tutmadığı halde oyun oynayan bütün çocuk suçlular (?!) olarak topluca ekip arabasına bindiriliyoruz. Yanımızda o bahsettiğim silahlı polisler falan. İnternet kafenin sahibinin yüz ifadesine bakılırsa da sağlam bir ceza girmiş bir taraflarına. Hep beraber semtteki küçük polis karakoluna götürülüyoruz. İnanın zerre korkmuş falan değilim, ama bildiğiniz şoktayım. Az önce klavyede oyun oynuyordum, şimdi ise ekip arabasıyla merkeze götürülüyorum ifade vermeye ne de olsa.
Karakola varınca hepimiz içeri girip sırayla ifade veriyoruz. Bazılarının annesi-babası koşa koşa geliyor falan. Abimin yaşla ilgili bir sıkıntısı olmasa da korkmayayım diye o da benimle gelmiş yazık. Gerçi polis karakoluna da ilk kez gelmiyorum ama ilk kez de suçlu olarak geliyorum. İfade verme sırası bana geliyor. Abimle beraber başka bir odaya geçiyoruz ve daktilolu bir polis gayet ciddi bir şekilde ifademi almaya başlıyor:
“Kaç yaşındasın?”
“12 yaşındayım” diyorum ve kimliğimi uzatıyorum. Polis bir yandan ifademe kimlik bilgilerimi giriyor tabi.
“Ekipler geldiğinde ne yapıyordun?”
“Abimle FIFA 2000 oynuyordum” diyorum. Bakıyorum, polis de ifademe aynı şekilde yazıyor.
“Evli misin?” diye soruyor polis.
“Hayır” diyorum şaşkın biçimde. Bırakın evlenmeyi daha karşı cinse dokunmuşluğum yok.
“Çocuğun var mı?” diye tekrar soruyor polis.
Abim o an yürek yemiş olsa gerek dayanamayıp “Yahu ne çocuğu, daha 12 yaşında o?” diyor.
“Nelerle karşılaşıyoruz bilmiyorsunuz” diye yanıtlıyor polis kızgın şekilde. Yuva kurup çoluk-çocuğa karışacak bir yaşta olduğuma gerçekten inanıyor olsa gerek.
İfadem nihayet tamamlanıyor ve doğruluğunu kontrol etmem için bana sesli okuyorlar. Evet, 12 yaşındayım, bekârım ve çocuğum yok, saat 22:10 sularında polisler kafeyi bastığında abimle FIFA 2000 oynuyordum. Yazılı ifadeli doğruluğunu onayladıktan sonra da altına imzamı atıyorum ve internet kafede oyun oynayan suçlu çocuklar olarak topluca serbest bırakılıyoruz. Ben de abimle beraber karakoldan çıkıp evini yolunu tutuyorum.
Polisle ilk maceramı bu şekilde atlattıktan sonra yolda giderken kendime “Neydi lan bu yaşadığım az önce?” diyorum. Böylesine absürt bir vaka dünyanın başka bir köşesinde de oluyor mudur acaba?
“It’s only us” diyorum kendime cevaben, Robbie Williams’ın kulakları çınlasın...