Şimdi şöyle bir durum var.
1992 yılından beri çizim yapıyorum. Takip edenler bilir. Yaklaşık 26 yıldır bu piyasanın içerisindeyim. Yani bahsettiğiniz " Karalar bağlamamak ve bize geri dönecek olan tecrübe kazanımı " kısmı maalesef küller arasında yok oldu gitti çoktan.
Tecrübeye her zaman aç bir amatör gibiyimdir. Ama bu tecrübeyi bana kazandıracak karşımdaki adamın benden daha bilgili olması gerekir ki ondan bir şeyler öğrenebilelim.
Dof (alan derinliğinin ) ne olduğunu bilmeyen dizi yönetmenleri ile çalıştım maalesef.
Burada daha çok anlatmak istediğim yapılan sanatsal bir çalışmaya karşınızdaki işverenin bakış açısı.
Bakış açınızı ve o idealist yaklaşımı çok iyi görüyor ve saygı duyuyorum gerçekten, ama öncelikle asla kimseye nasihat verme derdinde değilim,
Belki biraz ukalaca anlaşılıyor olabilir yorumlarım ama, bahsedilen düzen değişeli çok oldu maalesef.
Temel derdimiz zaten işverenin bakış açısı, işi ucuza kapatmak ve sağda solda dolaşan deneyimsizlere iş yaptırarak fiyatları düşürmeleri.
Eğer kendimizi "Para onda, istediğini teklif eder" gibi bir yaklaşımı doğruymuş gibi kabul etmeye zorlarsak bugün çizgi romancılarımızın karikatüristlerimizin neden bir albümü yok sorusuna kadar gider iş.
Koskoca İlban Ertem usta'nın bile elle tutulur iki veya üç albümü olur.
Sonra biz de yurt dışındaki çizgi roman albümlerine bakarak " vay be adamlar ne güzel şeyler yapıyorlar " diyerek iç geçirmekle yetiniriz.
Bunu biz yapmadık ki, sistem bu hale getirdi maalesef. Bunun da bir çok parametresi var.
Görsel sanatların karşılığı salt para olmamalıdır. Olamaz da. Yoksa sanatçı fatura ödeyip kredi kartı asgarisini düşünmekten öte gidemeyeceği için üretemez. Dar boğaza düşer.
Günümüzdeki geçim derdi göz önüne alındığında sanatın bir çok dalında maalesef böyle ilerliyoruz, ilerlemek zorunda kalıyoruz.
Bugün işemek için bile para veriyorsak, varın gerisini siz düşünün…
" Efendim herşeyi de hükümetten devletten beklemeyelim "
Peki kimden bekleyelim? Amcamdan mı?
Devlet bize, sanatçıya, yetenekli bir geliştiriciye yenilikçi bir yönetmene destek sağlayıp ivmelendirmeyecekse bunu kim yapacak?
Sonra üç beş kendini bilmez, İsrail'den aldığı balya balya kağıtları Cağaloğlu'nda satarak köşe olan yayıncı müsvetteleri senin yaptığın çizime 40 tl de verir 20 tl de.
Böylece senin kararlı olman, yaptığın işe güvenmen gibi değerlerin maalesef hiç bir karşılığı olmaz. Olamaz. Çünkü karşındaki adamın böyle bir değere saygısı yok ki. Anlamıyor.
Ve yine bu durumda fiyatı senin belirlemen gibi bir durum artık hayal oluyor maalesef.
Adam pişkin pişkin diyor ki " Hocam biz her baskıda sadece kapakları değiştiriyoruz, içerideki çizmler aynı hep. Sen bize kapak yap yeter "
İstesek te istemesekte kızsakta küfür de etsek bu kitap resimleme piyasasını bu gibi hödükler domine edip belirliyor. Durum kitap resimleme alanında böyle.
Bunları afaki. kulaktan dolma bilgilerle söylemediğime inanınız. Kitap resimliyorum ve çok ta iyi şartlarda iyi paralar kazanıyorum diyen bir kişi gösterin bana Türkiye'de lütfen.
Temel problem zaten burası. O yüzden yazmış olduğum serbest piyasaya giriş 101, maalesef doğru.. bunu bizler değiştiremeyebiliriz, ama belki ileride değişir. Ha burada, seçim yapmak gerekiyor, ben genelde bu tarz durumlarda seçimimi arkamı dönüp gitmekten yana kullanıyorum. Hatta bununla ilgili Skate ile birçok kere tartışmışızdır

Herkes böyle yapmalı mı? Aslında evet yapmalı, ama dediğim üzere bir çok farklı parametre var. Kesinlikle kitap resimleyip iyi para kazanan bir kişi Türkiye’de bir elin parmaklarını geçmeyecektir.
Sonuna kadar katılıyorum söyleminize.
İkinci konu, milletvekili arkadaşım ibaresi bir kinaye idi. Yani o adam arkadaşım olmadığı gibi asla bir daha çalışmayacağım bir zat. Sanırım 24 Hazirandan sonra iyice soğuk bir bardak su içeceğim o paranın üzerine. Öyle görünüyor.
Kötü olmuş, umarım tahsilat yapabilirsiniz. Örneğin bizim firma, hosting işi ile uğraşmak istemeyenlere aracılık da yaparak hosting hizmeti veriyor (gerek shared, gerekse bayi)
Ödeme ile ilgili 2-3 kere uyarıyoruz, ödemezler ise, hizmetlerini durduruyoruz ve ne hikmetse, 4saat geçmeden o para hesaba geliyor. Tamamen bir tarz değişikliği gerek, ama nasıl olur bilemiyorum.
Neticede, iş yaptırmak isteyip sonra para vereceklere ben hep süpermarket alışverişi örneğini veriyorum. (Kasiyere “ben bunları alacağım ama 30 gün sonra ödemesini yapacağım diyebiliyor musunuz?”)
Çünkü bizden aldıkları işler hemen tüketilebiliyor ve kullanılabiliyor. Sonra da kötü adam/firma ilan ediliyoruz belirli kesimlerce..
Türkiye de sözleşme ile iş yapabiliyorsanız tebrik ederim. Ben yapamıyorum. Uzun yıllardır serbest çalışan birisi olarak bunu başaramadım. Dediğim gibi. Artık fiyat teklifini bile watssapp'tan alıp vermek isteyen güruhun giderek arttığı bir dönemde siz her işinizi sözleşme ile yapabilyorsanız gerçekten tebrik ederim. Bu benim eksikliğim demek ki.
Burada affınıza sığınarak sizde bir eksiklik olduğunu belirtmek zorundayım. Asla ve asla sözleşmesiz iş yapmıyoruz, hatta telefonda ve whatsapp’da revizyon bile almıyoruz, her şeyi yazılı olarak e-posta şeklinde istiyoruz, uyanlar oluyor, uymayanlar oluyor,
Uymayanlar da bir süre sonra uymaya başlıyor, bu yüzden zaten kafayı sıyırdık, kafada saç kalmadı, ahahaha.
Reklam ajansı konusunda maalesef tümüyle yanılıyorsunuz.
Ben size sıralamayı yazayım.
Gerçek anlamda ama teoride değil. Pratikte.

Ana reklam ajansı konsepti buldum diye bütçenin yağlı kısmını indirir.
Müşterisini kafalayıp işi almak için masraftan kaçınmaz.
Sonra işi bir alttaki ajansa gönderir. Proje başlar.
Proje bütçesinin yağlı kısmı olan üçte ikisi çoktan gitmiştir bile.
Kalan üçte birlik kısmından ne kadar fazla para sağabilirim düşüncesiyle kucağına gelen projeyi günlerce inceler ikinci ajans.

Hatta yetmez haftalarca inceler.
İşi kıstıkça kısar. Süper bilgili süpervizör arkadaş hemen hızlıca bir planlama yapar.
Der ki “ Abi dışarıdan xxx kişisi vardı. O güzel animasyon yapıyor. Animasyonları o yapsın. Müziği de yyyy'ye gönder. Ama 4 günümüz var. Onu da belirt haaa!
Animasyon için 7500 TL bütçemiz var
Müzik için 3500 TL bütçemiz var.
Eğer şanslı isen 3. ayakta iş sana gelir ama şu şekilde.
Alper bi animasyon işi var ama bütçesi 7500 tl.
Abi iyi de senaryoyu filan bir gönderseydin de işin yoğunluğunu anlasaydık. Nereye yapılacak ulusal kanal mı? Kaç sn. ? 3D mi ? Karakter animasyonu var mı?
Onu yollayacağım abi. O sonraki iş. Ama bütçe bu yani. Akşama cevap vermen lazım. İş acil. 4 günümüz var.
Biz bu şekil bir yaklaşım ile Avea, Dsmart, dışında pek karşılaşmadık açıkçası.
Karşılaştığımız yerler oldu tabii ki, ama burada da doğru bir strateji ile bazı aşamaları atlayarak işlerin hak ettiği bütçeyi alabiliyoruz çoğu zaman. (Max kaybımız %8-9 iskonto olmuştur)
Tabii buradaki en önemli unsur, içeriden birini iyi ikna edip, müşteriden açık teslim tarihini alarak, olası revizyonları da öngörüp işi hızlı teslim etmek.
Evet, uygulaması hayli zor ama, başarabiliyorsunuz..
Gerçek anlamda bahsediyorum yani, teoride değil

Haydi bakalım gel de bu adamdan sözleşme iste.

Yani adam diyor ki 7500 e yaparsan yap. Yapmazsan başka birine göndericem işi. Hemen akşama cevap ver.
“Ulan “dersin . Ülkenin durumu ortada. Bu parayı kaçırmayayım. Hem bankada kenarda param da yok. Serbest çalışan adamım Sigortam da yok. Bir de hasta filan olursam. Para lazım olur. Alayım bu işi.
İşi alırsın. İşte bütün haysiyetsizlik onursuzluk alçaklık buradan sonra başlar.
Sen 7500 tl lik iş yaptığını bilirsin ya. Ona göre bir efor planlaması yaparsın.
Burada da işin içerisine bir önceki mesajda bahsetmeye çalıştığım “müşteri/ajans ilişkileri” giriyor.
Elinizde default bir sözleşme taslağınız olduğu anda, toplantıdan/telefondan hemen sonra ilgili yerleri doldurup müşteriden/ajanstan alabiliyorsunuz.
Dediğim gibi burada sizinle biraz ayrışıyoruz. Yaptığınız işler de önemli ama, müşteri günün sonunda yaptığınız işlere max 30sn bakıyor.
Diğer unsurlar ise; kullandığınız tablet, laptop, telefon, saat, kıyafet ve konuşma tarzınız. Yani esasen işi alıp alamayacağınızı bunlar belirliyor. Ne kadar acı değil mi? Unutmamak lazım ki, gülün dikeni, insanın da si..ni makbuldür.
Fakat Ana konsepti bulan süper yaratıcı dahi ekibin olduğu marka ajansı aslında işi 75.000 e satmıştır.
Bu sefer müşteri çok afedersiniz kıçına kaçan bu 75.000 TL'nin karşılığını beklediği için öyle bir nazlanır öyle bir revize ister öyle bir sapıtır ve seni öyle bir bunaltırlar ki en sonunda bu işe girdiğine lanet eder benim gibi köye yerleşip domates biber ekmeye karar verdirirler adamı.

Bakın bunları kulaktan dolma bilgiler ile yazmıyorum.
Çalıştığım iş yaptığım markaları yazayım işin ne boyutlarda saçma olduğunu kavrayabilmeniz için
Opet, Coca cola, Algida, Aygaz, Ülker, Sütaş, Vakıfbank, RB, Yörsan, Mondial.... Var oğlu var.
yani bu markaların ajansları ile çalıştım yıllarca.
Dolayısıyla o bahsettiğiniz tecrübe olayını yıllardır sağolsunlar iliklerime kadar hissettiriyor bu ajanstaki üst düzey bilgili arkadaşlar. Müşteri temsilcileri, süpervizörler.
Duruş olarak bahsettiğiniz değer zaten bende mevcut. Zaten elimizde bir tek o kaldı. Merak etmeyin. Zaten bu durumdan dolayı tası tarağı toplayıp köye yerleşiyorum.
Açıkçası, işin 75bine satılması, ne sizi ne de bizi ilgilendirir. İlgilendirmemeli. Ben bunun kavgasını ortaklarımla zamanında çok yapmıştım.
Ortaklarımdan birinin söylediği çok güzel bir cümle vardı;
sen sana verilene bakacaksın, imkan dahilinde işin ederini her zaman minimum kayıpla almaya çalışacaksın ve gerisine karışmayacaksın.
Ajans senden x’e alır, ama 50x’e müşteriye satar. Zoruna gidiyorsa eğer ve becerebiliyorsan, ajansı devreden çıkartarak müşteriye sen gidersin ve o işi 50x’e satarsın.[/i] demişti.
Ben tası tarağı toplayıp gitmiyorum valla

sonuna kadar bunlarla mücadele edeceğim, yeri gelecek iş alamayacağım, yeri gelecek alacağım, ama asla doğru bildiğimden şaşmayacağım
Sonradan dijital/360 derece olan konvansiyonel denyo ajanslar illa ki bir yerde değişecek. Evet rekabet ve bahsettiğiniz para ile ilgili parametreler çok ve hiçkimse de vazgeçilmez değil, ancak bir yerde bu çarkın içine iyice girip
Kendi yolumuzu bulmamız lazım diye düşünüyorum.
Ama şunu anlamakta zorlanıyorum gerçekten.
Sanatın herhangi bir dalı ile uğraşan birisi bu kadar ekonominin, stratejinin, algının verginin içerisinde olmalı mı?
Ben bu adamların bilgisizlikleriyle, egolarıyla, şuursuzluklarıya uğraşmak savaşmak zorunda mıyım?
Ben derken kendimden bahsetmiyorum. Genel olarak soruyorum bunu.
Yurt dışındaki bir çizer, bir yazar ile anlaşma yapıp yılda iki adet kitap çizerek yıllık bir bütçe üzerinden para kazanıp rahat rahat geçinebilirken ben neden buradaki içi boş ajanslara, işverenlere bir duruş sergilemek ve hak ettiğim parayı alabilmek için strateji geliştirmek zorunda kalıyorum?
Günümüz şartları değişmezse, bazı yaptırımlar gelmezse, siz sadece bu işten para kazanıyorsanız ve de en önemlisi eğer sağlam network’ünüz yok ise, evet bunların hepsiyle uğraşmak/savaşmak zorundasınız.
“Müşteri her zaman aynıdır, "cebimden ne kadar az para çıkarsa o kadar iyidir" mantığını benimsemiştir. “ demişsiniz.
Baştan beri yanlış olanın bu olduğunu söylüyorum. Tamam bir tarafta ticaret var. Doğru.
E be pezevenk! ( afedersiniz ) zaten tonlar para kazanıyorsun. 10 tane kitap basıyorsan bir tane de kar amacı gütmediğin, kalite, estetik kokan bir çizgi albüm yap.
Bu ülkenin yetiştirdiği, dünya çapında yeteneği kabul gömüş Engin Ergönültaş ustamız var.
Bu adamın çizdiklerini neden bir babayiğit çıkıp ta basmıyor? Para kazanmak mı tek değer? Bu çizgiler albümleştirilmez ise yok olup gidecekler. 10 sene sonra kimse bilmeyecek.
Bu çok büyük bir ayıp değil mi?
Abi, kimin umrunda? Herkes borç içinde yüzüyor, krediler, kredi kartları, vb..
Adam günün sonunda “bana ne kadar para kazandırır” diye bakıyor olaya.
Açıkçası artık ben de öyle yapıyorum ve parama bakıyorum. Bu benim ayıbım değil, kimse de kusura bakmasın, sistemin dayattığı bir durumdur.
Örneklemeye çalışayım;
Bir yayıncı olsam ve bu şekilde olaya bakmazsam; aybaşı geldiği zaman Engin Ergönültaş ustanın estetik kokan bir çizgi albümü benim ne kiramı, ne faturamı, ne kredimi, ne de diğer borcumu öder.
O yüzden yemişim Engin’i (kusura bakmayın ama böyle) Bu kadar basit.
Son olarak yazdığınız paragrafa katılmamak elde değil. Arkadaş hatırına yapılan işleri geçtim.
Ben yapmıyorum. Prensibim değil.
Ama buradaki asıl tehlikeyi göremiyorsunuz.
Genelleme yapayım. Daha doğru olacak.
Bizdeki en önemli sorun maalesef liyakat, yeterlilik ve şuur eksikliğidir.
Maalesef neyi yapıp yapamayacağımızı bilmeyen bir milletiz.
Bu oto sanayide de böyle teşvikiyedeki ajansta da.
Sonuna kadar katılıyorum, Ajanslar ve müşteriler ceplerinden daha az para çıksın diye junior üzeri adam çalıştırmıyorlar,
En nefis örneği Loreal’dir bunun, halen böyle devam ediyor. Ajanslarda da durum aynı, yaptır junior’a geç. Bu bizim sorunumuz değil ama…
Aynı süreçleri biz de belirli dönemlerde yaşıyoruz ve genelde;
bize üzeri kapalı olarak “x bey biz işi patlattık (direkt olarak diyemiyorlar egolarına yenik düşmemek için), sizle bir masaya oturalım ama gerçekten çok az vaktimiz var” tadında geliyorlar.
Burada kilit nokta size geri gelmelerini sağlayabilmek.. Dediğim gibi asla nasihat vermek gibi bir huyum yok, ama yinelemem gerekirse, sizin de dediğiniz gibi teoriden değil, pratikten konuşuyorum

Şöyleki.
Bayramdan hemen önce bahsettiğim ana marka ajansı ile aramda geçen bir konuşmayı yazayım.
Alper bey merhaba biz gene bir Sütaş için Büyümiks animasyonu yaptıracağız. 12 sn.lik Tv reklamı.
Tabi, bu ara bir haftalık bir boşluğum var. Çalışabiliriz. Siz bana senaryo varsa storboard videoboard vs vs. gönderin fiyat vereyim.
Şey bu iş için 4500 TL bütçe ayrıldı.
Anlamadım 4500 mü? (6 sene önce dört katına yaptığım iş bu.

)
Kusura bakmayın. Bu fiyatlara bu iş yapmam imkansız.
Teşekkür ederler ve telefon kapanır.
Üç gün sonra stajer olarak yanımızda çalışan genç arkadaşım facebooktan yazar
-“ Alper abi. Hani bi program vardı böyle 2d animasyon yapıyorduk ta kemik filan giydiriyorduk karakterlere. 3D gibi. Neydi o?
Hayırdır oğlum? İş mi aldın. ?
Evet abi. Sütaşın bi işi geldi de...O programın kreğini nerden buluruz?
O işi bizim çocuk almış 3000 TL ye de yapmış. Müşteri memnun, çocuk ta memnun.
Sussam olmuyor konuşsam gönül razı değil.
Şimdi bu çocuğa mı kızmak lazım ? Yoksa gözleri iyice dolar işretine dönüşmüş olan işverene mi bilemez bir ruh haline bürünüyor insan ister istemez

Neyse çok uzun yazdım ama lütfen bu piyasanın 20 küsür yıldır içerisinde olan birisine de işe yeni başlayıp piyasadan tecrübe edinmeye çalışıyormuşcasına nasihat vermeyin

4500lük iş yapıp gönderilebilir ama ilişkiler zedelenebilir, en güzelini yapmışsınız.
Dediğim gibi kimse vazgeçilmez değildir, önümüze bakmamız lazım, ben bir işi kaçırdığım zaman fiyat yüzünden (haklı sebeplerim olsa da)
Hiçbir şekilde arkama bakıp “ulan bee, işe bak nası kaçtı hay sizin de şirketinizin de ajansınızın da …” demiyorum. Başka şeylere saldırıyorum/saldırıyoruz.
Google optimizasyonu doğru yapılmış bir portföy sitesi ve güzel müşteri/ajans ilişkileri ile sizi es geçmelerine imkan yok.
Mesela; 2007’de kendi şirketimizi kurduk, ve şimdiye kadar sadece ve sadece 1 kere Mediacat’e ilan verdik, başka hiçbir şekilde reklam çıkmadık.
Sanırım biz duruşumuzu iyi belirledik, şöyle ki; “biz ödül peşinde koşup 50-100 kişi çalıştırma derdinde olmadan, yüksek egoları olan bir yer olmayacağız.
Doğru ve hızlı bir biçimde çalışıp, hem müşterilere hem ajanslara hizmet vereceğiz” dediğinizde önünüz biraz açılıyor.
Ha şunu dersiniz anlarım “ Abicim sen 20 yıldır işin içindesin ama yanlış ilerlemişsin, hata sende “ Eyvallah buna saygı duyarım da...
Artık kadayıfa dönmüş birisi olarak inanın piyasayı en az sizin kadar tanıyıp sindirmişimdir .
Yukarıda da dediğim gibi, sisteminizi gözden geçirmenizi söylemek durumundayım, tabii ki herkesin doğruları ve yanlışları farklıdır, reklam piyasasında da evrensel doğru diye bir şey yoktur
Tamamen “tercih edilebilir” olmaktan geçiyor sanıyorum bu işin yolu.. Ucuzcu değil de; problem çözücü, hızlı olarak yaklaşmakta belki fayda olabilir olmazsa olmazı da “müşteri/ajans ilişkileri”…
Ajanslar “haa bu adamdan/firmadan bize zarar gelmez, işlerimizi de gayet hızlı ve iyi şekilde çözüyor derse, sizleri müşterilerle bile direkt olarak muhattap edebiliyorlar (tecrübeyle sabittir)
Uzunca bir süredir Bulgaristan'a bir çizgi dizi yapıyorum. Ve inanın bu yukarıda yazdıklarımın hiç birisini bu adamlar ile yaşamadım. Ne ödeme kısmında ne de işin işleyişi kısmında.
Adamlar o kadar işlerinde ciddiler ve karşısındakilere o kadar değer veriyorlar ki anlatamam.
Tabii ki yaşamazsınız, burası Türkiye, burada her şey her yerden farklı… Burada ayakta durabiliyorsanız, dünyanın her yerinde sorunsuzca iş yapabilirsiniz, bu kadar açık ve net söyleyeyim…