Bir süredir sadece-okur olarak, nisan'dan beri de hem-yazar-hem-okur olarak takip ettiğim bu yerde, bir şekilde "kendini tanıtanlar ve tanıtmayanlar" şeklinde bir ayrım olursa, buna maruz kalmamak adına

giriştiğim bu kendimi tanıtma yazısı, başlıktan anlaşılacağı üzere bugüne kısmetmiş. Evren işte...

Normalde kendimi anlatmayı çok fazla sevmem. Zaten pek anlatılacak bir hayatım da yok. Hızlıca bir özet geçmek gerekirse; İstanbul'da yaşadığımı, 80'lerden bir çocuk olduğumu ve çocuk kaldığımı, kedi beslediğimi, iflah olmaz bir sinema ve dizi takipçisi olduğumu, fotoğraf çekmeyi sevdiğimi, sigara içmediğimi ama nargileye bayıldığımı, felsefeden çok hoşlandığımı, taoizm ve budizm ile ilgilendiğimi, evli olmadığımı (forumdaki bekar dişilere selam ederim

) bilin yeter.
Bu kadarını anlatmak bile yorduğundan, burayı alakadar eden geçmişimden bahsetmeye başlayayım hemen.
Hikaye İzmir'de başlıyor. Ben, şu anda retro sayılan teknoloji ile ilk teması (ilkokulda (adana'da) 1 kez gittiğim atari salonu (ki orada hangi teknoloji ile oyun oynadığımı netleştirmek için ayrıca soracağım) deneyimini saymaz isek) orta okul yıllarımda; babamın dükkanında çalışan çırağın, yine babamın dükkanının sokağındaki tv tamircisinde çalışan abisinin (serdar ile selçuk bunlar. buralarda karşıma çıksalar ne dumur olurum. bir de hakan abi vardı ortak arkadaşımız.), artık satmak istediğini duyduğum bilgisayarını, birikmiş harçlıklarımı verip satın alarak sağlamıştım. Ve o bilgisayar
Commodore 64'tür. Şimdilerde çoğu kişinin kötü bir anıymış gibi bahsettiği
kafa-ayarı olayı benim için çok özeldir mesela. Hiç bir zaman tiksinmedim o durumdan.

Birkaç yıl sonra da
Amiga 500'e transfer olmuştum. Bende amiga olduğu dönemlerde ve bizim evde bol bol oyun oynadığımız bir arkadaş, bir şekilde
Amstrad CPC464 elde etmişti. Sadece bir kez evine gidebilme şansım olmuştu o alet ile oynamaya. Bir süre sonra geçici olarak takas etmiştik bendeki Amiga ile onu. Amiga'dan pc'ye geçilen dönemden bahsetmeme gerek yok diye düşünüyorum.
Yine böyle ortaokul lise dönemlerinde yazları, evlerinde köpeklerine baktığımız bir tanıdığın nintendo gameboy'u, nintendo snes'i ve sega mega drive'i ile 1 ay kadar her gün düzenli olarak oyun oynamışlığım vardır. Ve yine bende commodore olan dönemde orta okul arkadaşımdan birisi de pazardan atari klonu karakutu almıştı. onun evinde de onu deneyimlemiştik ara ara. Ayrıca orta 3 gibi, atari salonu kültürü ile tanışmıştım. Ramazan ayında, teravih namazına gidiyorum diye evden çıkıp, o süreyi atari salonlarında geçirmişliğim vardır seve seve.

Lise bittikten beridir de İstanbul'da yaşamaktayım. Ama izmir demişken, belki buradan birileriyle ucundan anıları yakalayabiliriz diyerekten şunu da anlatmak isterim. Benim amiga ile başlayan "oyun çekme" deneyimim izmir'de en çok bir yerde gerçekleşti. (diğerlerini hatırlamıyorum bile. o derece çok az gidilmiş.) Dükkanının adını hatırlayamıyor olsam da o amcanın ismi Sinan idi. Konak'tan Kemeraltı'na girince 3-5 sokak ilerde sağdaki sokağa girince ilerde soldaki bir hanın üst katlarındaydı yeri. Yine ismini hatırlayamadığım bir abla vardı yanında çalışan. Sinan Abi çoğu zaman sokaklarda olurdu. O abla çekerdi istediğim oyunları disketlere. Biz koca katalogdan oyun seçmeye çalışırken, oyun tanımıtı bile yapardı bize sağolsun.

Fat-man'i takıp demosunu izlettiğini hiç unutmam mesela.
Genel olarak böyle benim retro geçmişim. Şimdilerde (son bir kaç yıldır) ufak ufak o eski zamanları hortlatmaya başladım. Ve bunun oluşmasında buradaki bazı arkadaşların (onlar kendilerini biliyor

) epey yardımı oldu, sağolsunlar...
Merhabalar...
-satır sonu-