Bende çocuk yok. Köye yerleşme kararı alırken en büyük etken bu oldu tabi.
Kolayca gerçekleştirebildik bu hayalimizi.
Biraz yaşantımdan bahsedeyim. Bugüne kadar pek anlatmadım yazmadım. Büyük şehirlerde yaşayan arkadaşlar üzülmesin diye .
Benim buradaki en keyifli geçirdiğim zaman dilimi Eylül ayında okulların açılması ile başlıyor ve bir dahaki Haziran'a kadar devam ediyor.
Bu aylarda tam anlamıyla doğa da biz de rahat nefes alıyoruz. Gürültü yok, yazlıkçılar elini ayağını çekiyor.
Yaşadığım yerde tüm yıl boyunca sadece 5-6 aile kalıyor.
O yüzden yaz aylarının çabucak geçip gitmesini bekliyoruz hep.
Arka tarafta küçük bir tarlamız var. Kardeşim ekiyor daha çok. Pek yardım edemiyorum.
Ama mahsül bereketli. Domates patlıcan biber soğan karpuzumuz var. Sarmısak roka kabak var.
Çok fazla balık sever ve tüketirim.
Zaten balıkçı köyünde yaşıyorum. Balık bol. Ben pek meraklı değilim balık avlamaya ama amcam periyodik olarak her gün ağ bırakıyorlar. Balıksız kalmıyoruz.
Hiç olmazsa bile yukarıdan mezattan alıyorum. Taze. Her sabah saat 11 de balık mezatı oluyor.
6 tane tavuğumuz var. Mavi yumurtlayan da var bir tane. Astım rahatsızlığım için mavi yumurta iyi geliyor.
2 tane köpeğimiz var. Biri Border Collie diğeri French Bulldog. Ateş ve Bozo.
Köpeklerimi çok çok seviyorum. Onlarsız bir hayat asla düşünemem. Hatta köyden bir köpeği daha aldık bahçeye. Aşılarını yaptırdık. O da Arap. Artık 3 oldu köpeğimiz.
Bozo pek yürüyemiyor hemen yoruluyor ama Ateş ile sabahları erkenden çıkıp ormana girip dolaşıyoruz. Hava sıcak ise Körpınar da denize girip çıkıyor. Serinliyor.
Sarı bir kedimiz var ismi henüz yok. Pencereye geliyordu hep. Mama verdik filan. Şimdi alıştı, o da aileye katıldı. J-Hatta iki tane de yavrusu oldu. Daha çok küçükler.
Bahçeye bir taş fırın yaptırdım. Güveçte bir şeyler yapıyorum arada. Yemek ile uğraşmayı çok seviyorum. Eşim ekmek yapmasını bayağı öğrendi. Ekmekleri o yapıyor.
Ama harbi köy ekmeği...
Bahar aylarından itibaren yemekleri genelde ormandan odun toplayarak bahçedeki ocakta odun ateşinde yapıyoruz. Kahveyi bile.
Küçük yerde yaşamanın tecrübe ederek en sevdiğim yönü anladım ki insan ilişkileri.
Herkes birbirini tanıyor. Böyle olunca hayat biraz daha kolaylaşıyor.
Mesela kasabada balık satan çocuk " Abi kopez vermiyim sana pek iyi değil " diyor artık

Ya da zeytin ağaçlarının altında küçük bir esnaf lokantası var. Şaban abi. Yiyoruz içiyoruz. Para unutmuşuz. Sonra veriyoruz.
Bu tarz bir sürü şey. Bunları maalesef İstanbul'da unutmuşuz. Şimdi karşılaşında hoşumuza gidiyor.
Mesela basket oynuyoruz, kasabanın Halk Eğitim müdürü, Savcısı, polis bir arkadaş.

Köyde yaşamak çok güzel. Gerçekten.
Ama hiç sıkılmıyor musun derseniz. Tabi ki sıkılıyorum bazen. İnsan şehrin de koşuşturmasını özlüyor. Bunun için de İzmir'e gidiyoruz. Anneme. Evi merkezde Hatay'da.
Alsancak'a iniyoruz. Kıbrıs şehitleri'ne bir bakıyoruz. Kordon'a Kemeraltı'na.
Tekrar köye, sessizliğe döneceğimizi bildiğimiz için şehrin kalabalağı daha bir ihmal edilebilir hatta hoş geliyor artık.
Önümüzdeki yıllarda işlerimi biraz daha kontrollü olarak azaltıp kendime ve aileme daha da fazla vakit ayırmayı planlıyorum.
Bilim kurgu kısa bir film yapmaya çalışıyorum bir süredir mesela. Ekipman topladım. Çekiyorum beğenmiyorum bir daha çekiyorum filan.
Burası film çekmek için çok fazla olanak sunuyor.
Terkedilmiş Rum köyleri. Orman içinde kullanılmayan türbe, cami vs. Çok güzel mekanlar var.
Fakat İzmir ve civar köylerinde de yaşamak çok da kolay değil artık.
Mesela ben Karaburun'dayım. Buranın yolu yapıldı. Yazın özellikle hafta sonları inanılmaz bir kalabalık var.
Son zamanlarda insanlarda bir taş ev merakı hasıl oldu. Bu talep çokluğu buradaki arsa, ev fiyatlarını uçurdu.
Kasabada fiyatlar İzmir'i aratamayacak durumda oluyor yaz mevsiminde.
Fotğrafta koyacağım ama inanın görüntüler ile sizi de üzmek istemem

Umarım yakın zamnda sizde hayalinizdeki yaşantıyı gerçekleştirebilirsiniz.
Bu arada bir not düşeyim.
Kendime şu an içinde olduğum yaşantının imkanını sağlayabilmek için 30 yıl boyunca İstanbul'da çok çok çok çok çalıştım.
Gerçekten çok çalıştım.