Değerli arkadaşlar… Geçtiğimiz senelerde bende de başlayan retro bilgisayar merakı ile forumu takip etmeye başladım… Yakın zamanda da Timur Bey ile tanıştım, kendisine selam olsun. Biraz geç olmakla beraber kendimi tanıtayım istedim. Hem de bu arada biraz eskileri anarsam, belki okuyanlardan yolumuzun kesiştiği biriler çıkar

Yazıyı uzun bulan okumayı burada bitirebilir

İsmim Mete, yaş 50, mimarım. Elektronik oyuncaklarla (Game&Watch) zannedersem ’81 yılında tanıştım. Birkaç yıl sonra Türkiye’de üretilen Atari 2600’üm olmuştu. Basketbol ve
Android Asteroids oyunları ile vakit geçirsem de mahalledeki çocuklarla birlikte Kadıköy Feneryolu’ndaki Chip Bilgisayar’a uğruyorduk. Buranın bodrum katına iner, Spectrum 16/48K’lara uzaktan çekilen teyp kablosunu takar, listeden seçtiğimiz oyunu yükletirdik. Joystick falan hak getire tabi, iki kişi bir makina başında, aşağı/yukarı senin, sağ/sol benim derdine düşerdik…Bir yaz günü yine Chip’e geldik, gelirken de biraz içerlek olmak kaydı ile Erman Elektronik dükkanının içerisinde C64 ve renkli monitörde oynayan International Soccer gördük.. Spectrum’dan sonra “İşte bilgisayar bu bee” deyip cama yapıştık tabii. Sonra Erman Elektronik’e uğrar olduk C64 görelim diye. O zaman daha Türkiye’de satılmıyor, onlar galiba Almanya’dan getirmişlerdi ve fiyatını sorduğumuzda da yanına yaklaşamamıştık. Aklımda 200.000 Lira gibi kalmış ama şu anda hiçbir fikrim yok.
Neyse gel zaman git zaman Commodore Türkiye’ye giriş yaptı. ’83 yıl sonunda gazetelerde kampanya yapıldığına dair ilanlar gördüm. Ağla sızla, sonunda 31 Aralık günü (galiba Cumartesi idi) Mecidiyeköy’de bir ofis binasına gittik ve Dataset ile birlikte bir Commodore 64 aldık, yanında da 10 oyun bedava (bunun da fiyatı sanki 130.000 Lira idi ama bu da muallak). Eve geldik, ben televizyona bağladım, çalıştırdım. 2 dk sonra içeriden bir ses: “Oğlum hadi kapat bilgisayarı, akşama misafirler gelecek”…
Sonrasında ağırlıklı kasetlerden yüklediğim oyunları oynadım. Mahallede Spectrum’u olan bir iki kişi vardı ama ilk Commodore alan bendim, o yüzden de etrafımda öğrenebileceğim kimse yoktu. E piyasada dergi yok, internet yok, öğreten yok, el yordamı ile bir şeyler keşfetmeye başladım. Okula giderken öğle arasında Bahariye’de Hachette Kitabevi’ni keşfettim. Yabancı bilgisayar dergileri getiriyordu ancak çok pahalı idi. Bir de 5-6 aylık okunmuş dergi reyonu vardı, buraya dadandım. Ağırlıklı İngiliz dergileri alıyordum. Buralarda gördüğüm yazı ve ilanlardan bir şeyler çıkarmaya çalıştım hep. Hatta birkaç kez firmalara yazdım ve Final Cartridge ve kopyalama amaçlı ilave çıkışlı Dataset aparatı getirttim. Bu sayede kaset kopyalamaya başladım mahallede. Bu getirtme işi de şimdiye kıyasla oldukça ilkeldi. Ben mektup yazıp Türkiye’ye kaça gönderirsiniz diye soruyordum, oradan gelen cevaba göre biriktirdiğim harçlıklarımı babama veriyordum, o da bankadan bir çek hazırlatıyordu. Onu da ayrı bir mektupla firmaya gönderiyordum, herhalde birkaç ay sonra da paket geliyordu. Bu dergilerden birinde bir seferinde bir joystick autofire devresi görmüştüm, biraz elektronik bilgimle baskılı devresini yapmış, güzelce kutuya koymuş ve çalıştırmıştım.
Bu arada oyun almak ve ne var ne yok öğrenmek adına Kuyubaşı’nda ROM Bilgi İşlem’e gider oldum. Burada (isimlerini yanlış hatırlamıyorsam) Selçuk Bey ve eşi Serpil Hanım vardı. ROM-BİM’de epey kaset çektirmişliğim vardır, nerdeyse tüm harçlıklar buraya gidiyordu. İlerleyen zamanda -muhtemelen ’86 yılında- disk drive alayım dedim. Ama nedense piyasada 1541 yoktu, 1571 yeni çıkmıştı, biraz da mecburen 1571 aldım. Tabi C64’de ilave özelliklerinin bir faydası yok ama yine de oldukça iş gördü. Disk drive aldıktan sonra daha çok programa ulaşır oldum, ufkum açıldı, assembler öğrendim, freeze kartuş ile oyun kırıp birkaç da intro yazıp mahalleye dağıttım. Bu arada yıl oldu ’88. Marmara Üniversite’inde açılan C dili kursuna yazıldım, hafta sonları 8 saatim burada geçiyordu. PC’lerde öğrenim görüyorduk, 286’larda. Artık C64’ten sonra daha ciddi bir şeyler yapayım dedim, bütün C64 setini satıp Commodore PC-1 aldım. O dönem bundan daha düşük bir konfigürasyon da yoktu herhalde: 8088 CPU, 512K Ram ve MS-DOS 3.21’li sadece 360K’lık bir floppy… Neyse, burada epey bir şey yaptım, sonra zaten yeni PC’ler falan derken o yöne gittik. Tabi bu arada Amiga’yı pas geçmiş oldum. O dönem Amiga da sürekli olarak oyun makinası olarak lanse ediliyordu, e bizde de yaş olmuş 18, PC’de ciddi şeyler yapacaz diye Amiga’ gibi tasarım harikasını göremedik. Geçtiğimiz senelerde gerek Commodore firmasının ve gerekse 64/Amiga’nın hikayelerini derinlemesine öğrenince, aslında o dönem Türkiye olarak epey geriden geldiğimizi gördüm.
Velhasıl geldik bu günlere. Geçtiğimiz senelerde önce temiz bir eski kasa C64, sonra yeni kasa C64C ve 1541-II aldım. Bir ara gözüm ilişti, Amiga 1200 buldum, sonra ACA1233n kartı taktım, OS kurdum ve makinaya hakim olmayı öğrendim. Sonra bir de birkaç parçadan temiz bir A500 çıkarttım kendime. Geçtiğimiz günlerde de eskiden yapamadığım ama aklımın hep bir köşesinde kalan JiffyDOS’u kurdum. Hem C64C’ye hem 1541-II’ye EPROM yazdım ve monte ettim, kendim yaptığım için de daha mutlu oldum tabi…
Bir de 90’larda geçen biraz haytalık barındıran hikayelerim var (bluebox) ama burada girmeyeyim şimdi, anlayan anlamıştır

Buraya kadar okuyan varsa helal olsun

epey kafa şişirmiş olmam lazım. Yaş ilerledikçe hatıralar flu hale geliyor, bir anlamda yeri geldiğinde biraz zorlayıp bir şeyler çıkartmaya çalıştım.
Sağlacakla kalın.