Malumunuz üzere İstanbul karlar altında. Bugün bir yandan lapa lapa yağan kar tanelerini seyredip bir yandan çalışırken, aklıma o efsane kış geldi. Hani İstanbul'un 1 ay kadar kar altında kaldığı sene... Düşündüm ve hatırladım,
sene 1987. O günleri İstanbul'da yaşamamış bazılarına
inanması güç gelebilir, ama cidden
bu şiddet ve süre kar yağdığını görmemiştim. Tabii bir de bunun 2 sene öncesi
1985'de olanlar da fena değildi.
Neyse, 1987 diyince bu seferde aklıma
Mathias Rust geldi. Hani şu, pırpır uçağı ile kızıl meydana inen çocuk. Bak bu aklıma gelince de beraberinde
Raid over Moscow mutlaka kuyruğuna takılıyor. Kimbilir kaç joystick kırıldı acaba, sırf o uçağı hangardan çıkartacağım diye? Izometrik kavramı o gün bugündür itici gelir zaten

Biraz
"Zihin Haritalama" gibi oldu ama hal böyleyken böyle...
'Hakan Keni'yi de hatırlarsan tam süper olacak

Bu arada söylediklerinin hepsini şu an gibi hatırlıyorum. Ama şu Raid Over Moscow'dan bir türlü beklediğim zevki alamadım doğrusu. İzometrik oyunların hayranı olmama rağmen.
1985 ve 1987 kışları ise bizim jenerasyon İstanbul'lular için birer efsanedir. Binaların kenarlarındaki sarkıtlar bile oldukça ürkütücüydü. Her pazartesi okullar açılmasın diye TV'nin karşısına kitlenirdik sabahın erken saatlerinde. 3 haftaya yakın tatil olmuştu diye hatırlıyorum. Okullar açıldı sonunda, ama tatili 'oyun oynayıp, programlama denemeleri yaparak' geçirip 'yazılılara' yine son gün çalışarak girmiştik, huyumuz kurusun.
Karlı veya yağmurlu bir havada, eline bir kitap alıp ayaklarını sıcacık sobaya dayayarak keyif yapmak gibisi var mı yahu, merkezi ısıtma falan hikaye, sobanın sıcaklığı (ve diğer odaların soğukluğu) bambaşkaydı. Sobasız odanızdaki buz gibi yatağınıza girerken hissettiklerinizi hatırlayanlarınız olacaktır (sabah da zar zor ısıttığımız bu yataktan annemizin ısrarlı uyarılarına rağmen bir türlü çıkmaz istemezdik tabi ki).